YÖNETİM
   Yönetim
   Genel Merkez
   İl Yönetimi
   Okul Temsilcileri
   İlçe Temsilcileri
   İlçe Temsilciliği Yönetim Kurulu

  DERNEĞİMİZ
   Hesap Numaramız
   Öğ-Der Tanıtım Filmi
   Niçin Öğ-Der?
   Kurucular
   Tüzük
   Üyelik Kaydı
   Şuur nedir?
   Basında Öğ-Der

  YÖNETMELİKLER
   Sınavlarda görev alanlarla ilgili yönetmelik.
   Sınıf Geçme ve Sınav yönetmeliği
   Yaygın Eğitim Kurumları
   Orta Öğretim Kurumları
   Eğitim Müfettişleri
   Atama ve Yer Değiştirme
   Okul Aile Birliği
   Özel Eğitim kurumları
   Atama ve Yer Değiştirme
   İlköğretim Kurumları

  EĞİTİM
   Anne-Baba Eğitimi
   Öğretmen Eğitimi
   Gençliğin Eğitimi
   Çocuk Eğitimi
   Kişisel Gelişim

  MEDYA
   Gazete Manşetleri
   Fotoğraf Galerisi
   Videolar

  ÖĞRETMENLER
   Tarih Dersi Dökümanları
   Peygamberimizin Eğitim Metodu
   İslamın İlk Öğretmenleri
   Erzurum'un Alimleri
   Eğitim Dökümanları
   Öğretmen Notları

  EĞİTİMİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ
   Çözüm Önerilerimiz
   Eğitim sorunları

  SOSYAL KULÜP DOSYALARI
   Beden Eğitimi
   TARİH

  ZÜMRE TOPLANTILARI
   SEÇMELİ DERSLER
   TÜRKÇE
   BİYOLOJİ
   FİZİK ZÜMRE TOPLANTISI
   FELSEFE GRUBU ZÜMRE TOPLANTISI
   İngilizce
   MATEMATİK ZÜMRE TOPLANTILARI
   EDEBİYAT ZÜMRE TOPLANTILARI
   COĞRAFYA ZÜMRE TOPLANTILARI
   TARİH ZÜMRE TOPLANTILARI
   BEDEN EĞİTİMİ

  YAZILI SINAV SORULARI
   DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ
   İLKOKUL 4. SINIF YAZILAR
   Türkçe
   Arapça
   Kuran-ı Kerim
   Temel Dini Bilgiler
   Hz Muhammedin Hayatı
   Tarih

  SINAVLAR
   Tarih Testleri
   KPSS NOTLARI
   Şube Müdürlüğü Sınavı
   OSYM 2013 Sınav Takvimi
   2011 LYS Erzurum lise Başarı
   DGS SORU VE CEVAPLARI
   ALES Soru ve Cevapları
   LYS Soru ve Cevapları
   YGS Soru ve Cevapları
   SBS Soru ve Cevapları

  YILLIK PLANLAR
   FELSEFE GRUBU
   SEÇMELİ DERSLER
   FİZİK
   BEDEN EĞİTİMİ
   Din kültürü ve Ahlak Bilgisi
   TARİH DERSİ

  İLAHİLER VE EZGİLER
   Esma'ül Hüsna-Allah(cc)'ın Güzel İsimleri
   Dua Dinle
   Çocuk İlahileri
   İLAHİ DİNLE
   D.Ali Erzincanlı

  ÖRNEK HAYATLAR
   İmam-ı Buhari
   İmamı Maturidi
   İmam-ı Rabbani
   Abdulkadir Geylani
   Merkez Efendi
   İmam-ı Azam Ebu Hanife
   Şahı Nakşibendi
   Prof.Dr Necmeddin Erbakan
   Mehmet Akif Ersoy
   Necip Fazıl Kısakürek
   Bediüüzaman Said-i Nursi(ks)
   Süleyman Hilmi Tunahan (ks)

  OSMANLICA DERSLERİ
   Osmanlıca Öğrenmeye Giriş

  SÜRELER DİNLE
   Fetih Süresi
   Mülk Süresi
   Nebe Süresi
   Yasin Süresi

  HELAL GIDA BİLİNCİ
   Katkı Maddeleri
   UZMAN GÖRÜŞLERİ

Kuran'ın Özgünlüğü
1762 defa okundu.




Kuran'ın Özgünlüğü

Kur'an-ı Kerim'in hiç bozulmadan, tahrif edilmeden bugüne kadar geldiği müslümanların ortak kabulü ve ayrıca bir vakıa iken, Kur'an algısıyla ilgili birbirini nakzeden yüzlerce anlayışın neşet etmiş olması düşündürücüdür. Kur'an'a muhatap olan bugünün müslümanları olarak bizler, doğal olarak Bu algılardan hangisi doğru, hangisini benimsememiz gerekir?" şeklindeki soru ve sorunlarla yüz yüzeyiz. Bu hususta önerilen; önemsenen, değer verilen kişilerin anlayışlarını benimsemek sorunu çözmüyor. 'Değer'in bir standardı olmadığı için birilerince çok değerli, önemli bulunan kişi veya anlayışlar birileri için tersi olabilmektedir. Oysa İslam'la 'İslam anlayışını', 'Kur'an'la Kur'an anlayışı'nı birbirinden ayırmak gerek. İslam ve Kur'an beşeri müdahaleden uzakken, İslam anlayış, ve Kur'an anlayış, beşer ürünüdür, doğruyu ve yanlış, barındırabilir. Tarih içerisinde değişik çaba ve gayretlerin sonucu olarak üretilen anlayışlar elbetteki önemli. Kur'an'la ilgili tanımlamalar dikkate almak durumundayız. Fakat anlayışımız, terslendirdiğimiz kaynağın ya da 'tanıma konu olan'ın kendisini nasıl anlattığı, nasıl tanımladığı daha önemli olsa gerek. Hele hayatımızı şekillendirmesi gereken, kendisiyle sorgulanacağımız, tek tek şahıslar olarak bizi muhatap alan ilahi bir kitap söz konusuysa "Rabbim ben değerli şahıslara uydum" demenin mazeret olamayacağı açıktır. O yüzden Kur'an anlayışımızı oluşturmada faydalandığımız tarihi birikim, Kur'an'ın kendini nasıl tanımladığı üzerine bina edilirse çok daha anlamlı olur kanaatindeyiz.

Bilindiği gibi Allah inzal buyurduğu vahyi, başta 'Kur'an' olmak üzere değişik şekillerde isimlendirmiş, vahyin amacını, sıfatların, ve özelliklerini sıralamıştır. Fakat Muhammed (s)'in kendisine gelen vahyi insanlara iletmeye başlamasıyla birlikte henüz bu isim ve sıfatları içeren ayetler inzal olmamışken, müşrik muhataplar, vahye dönük suçlamalara başladılar. Daha önce inen ayetlerin hiçbirinde vahyin özelliklerini, isimlerini, sıfatlarını içeren ayetlere rastlamadığımız halde, Kalem Suresinin başında Rasulullah (s)'e dönük "mecnun" suçlamasıyla karşılaşıyoruz. O güne kadar "emin"liğiyle tebarüz etmiş Rasul'e yapılan bu suçlama tabii ki şahsına değil vahye idi. Devam eden ayetlerde ise doğrudan vahye "öncekilerin masalları" suçlamasının yöneltildiğini görüyoruz. Bu örneklemeden yola çıkarak bir şeyin "ne" olduğu kadar "ne olmadığı"nın da önemli olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Öyleyse bu usule uygun olarak Kur'an'ın ne olmadığını yine Kur'an'dan öğrenmeye çalışalım.

 

Kur'an Ne Değildir?

a) Kur'an Cinlenmiş Birinin Sözü Değildir:

Cahiliye döneminde Araplar, Kabe'de bulunan çok sayıda putun yanında adını verdikleri yarı gölge varlıklara inanıyorlardı. Cin kelimesi "örtülmüş, görülmeyen" anlamında kullanılıyor, gözle görülmeyen varlıklara cin deniyordu. Cinler işleri karıştıran, çoğunlukla kötülük yapan, ıssız yerlerde yaşayan ve hayvan biçimindeki garip, güçlü yaratıklar (gül) olarak bilinirdi. Cinlerin insanları öldürdüğü yada kaçırdığına inanılırdı. İlahlarla, akrabalıkları ve de olağanüstü güçleri dolayısıyla cinlerden yardım istenirdi. Sabit İbn Cabir gibi bazı cahili şairler şiirlerinde, çöllerde ucube görüntülü korkunç cinlerle karşılaşmalarını, onlarla yaptıkları korkunç kavgaları ve gösterdikleri kahramanlıkları anlatmışlardır. Müşrik-Cin ilişkisi, güçlü olana duyulan korku ve saygı içeren bir ilişkiydi. "Mecnun/cinlenmiş", bünyesine tabiat üstü bir varlık olan 'cin'in sahip olduğu, cin adına konuşan, göklerden haber çalan, normal bir insanın söyleyemeyeceği sözler söyleyen kişiye denirdi. Mecnun, esrarlı konuşur, muhatabını etki altında bırakabilir ve ona zarar verebilirdi. Kitleleri etkileyebildikleri için ciddiye alınan, fakat yaptıkları dengesizlikler, yaşadıkları sufli hayat ve yalan yanlış kimi sözleri dolayısıyla da kendilerine üstü örtük bir şekilde istihza ile bakılan ve çekinilen insanlar konumundaydılar. Allah u Teala, Hz peygamber'e yönelik iftirayı kesin bir dille yalanlamaktadır: "Rabbinin nimeti sayesinde sen asla bir mecnun değilsin. Bitmez tükenmez bir ecir senindir. Ve sen gerçekten yüce bir ahlak üzeresin." (Kalem 2-4)

b- Kur'an Şiir Değildir:

Şiir, hissetme, sezme anlamına gelir. Şair ise insanların bilmediği şeyleri sezen, bilinmeyenle ilgili haber veren kimse demektir. Şair aynı zamanda mecnundur da (Saffat, 36). Çünkü şair de cinlerle irtibat kurup onlardan bilgi alabilirdi. Putperest şairler seçili sözlerle kehanette bulunurlardı ki, bu tür sözlere kelam musecca (kafiyeli söz) denirdi ve kişilerin, kabilelerin geleceklerinden haber verirlerdi. Şiirin büyüleyici, coşturucu etkisinden Araplar çokça faydalanırlardı. Kabilenin üstünlükleri, kahramanlıkları şiir yoluyla dile getirilir, şerefini, kabilesini savunurken ölenler için özellikle de kadınlar tarafından ağıt şeklinde şiirler söylenir, erkekler intikama teşvik edilir; hatta şiirle savaş çıkartılırdı. Savaş meydanlarında ise şiir, kabile erkeklerini savaşa teşvikle, karşı tarafın ise moralce çökertilmesinde kullanılırdı. Cahiliye döneminde çok yaygın kullanıma sahip olan şiir, dönemin en belirgin özelliğidir dense abartı olmaz. Tarihi kaynaklar müşriklerin şiirleriyle övündüklerini, aralarında yarışmalar düzenleyerek başarılı buldukları şiirleri Kabe duvarlarına astıklarını haber vermektedir. Müşriklerin Kur'an'ı böylesi yaygın kullanıma sahip şiirle özdeşleştirme çabası Kur'an tarafından akamete uğratılır: "Yoksa onlar: 'O bir şairdir, biz onun zamanın ızdırap veren musibetine uğramasını (ölmesini) bekliyoruz' mu diyorlar." (Tur, 30) "Biz ona şiir öğretmedik; ona yakışmaz da. O, yalnızca bir zikir ve apaçık Kur'an'dır." (Yasin, 69).

c. Kur'an Kehanet Değildir:

Kahin, gelecekten haber almaya çalışan, esrarlı sözler söyleyen, olağanüstü güçlere sahip ve bu güçlerini istediği zaman kullanan kimsedir. Önceleri putların bulunduğu tapınaklara gelenleri karşılayan görevlilere kahin deniyordu. Sonraları bu insanların ilahlarla özel münasebetleri sonucu geleceği önceden söyleme gücüne sahip olduklarına ve insan üstü maharetleri icra eden kişiler olduklarına inanılmaya başlandı. Söyledikleri muğlak ve müphem şeylerdi ve genellikle seçili cümleler kurarlar ve gelecekten haber vermeden önce gök, güneş, yıldızlar, yiyecekler, hayvanlar vb. üzerine yemin ederlerdi. Kahinin geleceği görebildiğine inanıldığı için sorunlu işler kendisine getirilir, çözüm bulması istenir ve büyük oranda da önerilerine uyulurdu. Kur'an'la kahaneti irtibatlandırma çabalarına verilen cevap çok nettir: "O bir kahin sözü de değildir."(Hakka, 42).

 

d. Kur'an Sihir Değildir:

Çeşitli usûl ve tılsımlarla tabiat üstü varlıklarla ilişki kurularak birilerine zarar verme yada fayda verme olarak tanımlanabilecek sihir, cahiliye döneminde çok yaygındır. Fal okları, düğümlere üfürmek, çeşitli şekiller çizmek şeklinde icra edilen sihir, putperestliğin bir unsuru olarak görülüyordu. Müşrikler sihir yaptığına inandıkları kimselere hem değer verir hem de onlardan korkarlardı. Kur'an'ın büyüleyici etkisinden olsa gerek Hz. Peygamberi sihir/büyük yapmakla suçlamışlardır. "Onlardan öncekilere gelen peygamberlerin her birine de mutlaka böylece sihirbaz (sahir) veya mecnun derlerdi." (Zariyat, 52) "Çünkü ölçtü biçti, kahrolası sonra yine ölçtü biçti. Sonra ardına döndü ve büyüklük tasladı da: "Bu başka bir şey değil, ancak etkileyen bir sihir, bu ancak bir beşer sözüdür.' dedi." (Müddessir, 19-25)

e. Kur'an Seytan'ın Sözü Değildir:

Fiili baskılar da dahil olmak üzere alınan tüm önlemler İslam'ın yaygınlaşmasını, müslümanların çoğalmasını engelleyemeyince yeni iftiralar üretme gereği duyuluyordu. Bunlardan biri de Kur'an'ın bütün kötülüklerin kaynağı olan Şeytan tarafından uydurulmuş olmasıdır. Oysa, "Kur'an kovulmuş Seylan'ın sözü değildir." (Tekvir, 25) Bırakın şeytanın sözü olmayı, şeytan veya şeytan dostlarının ona dokunması bile mümkün değildir: "Şüphesiz O, oldukça şerefli bir Kur'an'dır. Korunan bir Kitap'tadır. Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş, arınmış olanlar dokunabilir." (Vakıa, 77-79)

f. Kur'an Uydurma, Esatirü'l Evvelin (Öncekilerin Masalları) Değildir:

Kur'an'a yöneltilen en temel ve en uzun süreli iftiralardan biri 'Kur'an'ın Rasul yada başka biri de Kur'an'ın Rasul ya da başka biri tarafından uydurulmuş' olduğu iddiası olsa gerek. Bugün bile Kur'an'ı Hz. Peygamberin telif ettiğine dair iftiraları duymak mümkün. Müşrikler, bugünkü benzerleri gibi kainatı yaratıp düzene koyup kenara çekildiklerine inandıkları Allah'ın, hayatlarınsa müdahale etmesini bir türlü anlamak istemiyorlardı. O yüzden Kur'an'ın Rasul yada başka biri tarafından uydurulduğunu ortaya atıyorlardı: "Kafirler dediler ki: 'Bu ancak onun uydurduğu bir yalandır. Ona başka bir topluluk da bunun için yardım etmiştir.' Muhakkak onlar zulmettiler, asılsız bir iddiada bulundular."(Furkan, 4). İftirada bulundukları Rasul onlar arasında bir ömür yaşamıştı ve Rasul'de ahlaki zaaf olmadığını gayet iyi biliyorlardı (Yunus,16). Kendilerini ahiretle, hesapla uyaran, korkutan vahiyle karşılaşmaları istiğnalarını, istikbarlarını arttırdı da Rasul'den Kur'an'ı değiştirmesini istediler (Yunus, 157). Eğer Rasul değiştirirse vahyin uydurma olduğu açığa çıkacaktı. Oysa onu Rasulün değiştirmesi "olacak şey değildir" (Yunus, 157). Zaten ümmi olan (Araf 158), kitap nedir iman nedir bilmeyen (Şura, 52) birinin böyle olağanüstülükleri uydurması da imkan dahilinde değildir.

"O mal ve oğullar sahibi oldu diye karşısında ayetlerimiz okunduğunda; 'Bunlar öncekilerin masallarıdır (esatirü'l-evvelin)' dedi." (Kalem, 14-15) ayeti nazil olduğunda Peygamber kıssalarıyla ilgili bilgiler gelmemişi Ayet metninden de kolayca anlaşılabileceği gibi burada öncekilerin masalı olarak nitelenen şey Peygamber kıssaları değil, bizzat Kur'an'ın kendisidir. Kur'an, ilk inen ayetlerle birlikte müşriklerin 'din, hidayet, dalalet, rab, Allah, yaratıcı, dünya, ahiret, ebedilik, mükafat, ceza, iyilik, insan vb: konulardaki anlayışlarını ve inançlarını altüst etmişti. Atalardan aldıkları ve kesin doğru kabul ettikleri mirasın sarsılması, beraberinde ihdas etmiş oldukları bir sürü kurum ve ilişki tarzının geçersiz kalması demekti. Oysa geçmişte de benzer iddialarda bulunan, benzer inançları savunan insanlar olmuş fakat ataların dini sağlam bir şekilde kendilerine kadar gelmişti ve onlar da bunları sonraki nesillere aktaracaklardı. Öyleyse bu yeni söylem, hastalıklı bir zihnin tarihte benzerleri görülmüş ve tutmamış anlayışların devamı olmalıydı. Aslında tepki çok tanıdık; Döneminde başarılı da olsa bin dört yüz küsur sene önce çölde uygulanmış, basit bedevilerin hayatlarını şekillendiren kuralıların bugüne aktarılması mümkün değildir. Bunlar masaldır.

Kur'an, bu iftiralara uydurulduğu iddia edilenin benzerlerini getirmeleri için meydan okur: "Yoksa onlar: 'Onu kendiliğinden uydurdu' mu diyorlar: De ki: 'Öyle ise, eğer doğru söyleyenler iseniz, siz de onun benzen bir sure getirin. Hatta Allah'tan başka kimi çağırabilecekseniz çağırın!" (Yunus, 38). "De ki: Andolsun bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplamalar, birbirine yardımcı olsalar dahi yine benzerini getiremezler." (İsra, 88)

Kurandaki Sureler ve Anlamları

1-el-FÂTİHA

Kurandaki Sureler ve Anlamları Müddesir sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 7 (yedi) âyettir. Kur'an'ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına "Fâtiha" denilmiştir. Diğer adları şunlardır: Ana kitap manasına "Ümmü'l-Kitâp" dinin asıllarını ihtiva eden manasına "el-Esâs", ana hatlarıyla İslâm'ı anlattığı için "el-Vâfiye" ve "el-Seb'u'l-Mesânî", birçok esrarı taşıdığı için "el-Kenz". Peygamberimiz "Fâtiha'yı okumayanın namazı olmaz" buyurmuştur. Onun için, Fâtiha, namazların her rekâtında okunur. Manası itibariyle Fâtiha, en büyük dua ve münâcâttır. Kulluğun yalnız Allah'a yapılacağı, desteğin yalnızca Allah'tan geldiği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın da Allah'ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu hususları bu sûrede ifadesini bulmuştur. Kur'an, insanlığa doğru yolu göstermek için indirilmiştir. Kur'an'ın ihtiva ettiği esaslar ana hatları ile Fâtiha'da vardır. Zira Fâtiha'da, övgüye, ta'zime ve ibadete lâyık bir tek Allah'ın varlığı, O'nun hakimiyeti, O'ndan başka dayanılacak bir güç bulunmadığı anlatılır ve doğru yola gitme, iyi insan olma dileğinde bulunulur.

2-el-BAKARA

Medine'de inmiştir. 286 (ikiyüzseksenaltı) âyettir. Kur'an'ın en uzun sûresidir. Adını, 67-71. âyetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan alır. Yalnız 281. âyeti Veda Haccında Mekke'de inmiştir. İnanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu sûrede yer almıştır.

3-ÂL-İ İMRÂN

Medine'de nâzil olmuştur. 200 (İki yüz) âyettir. 34-37. âyetlerde Hz. Meryem'in babasının mensup olduğu İmrân ailesinden söz edildiği için sûre bu adı almıştır.

4-en-NİSÂ

Hicretten sonra Medine'de nâzil olmuştur, 176 (yüzyetmişaltı) âyettir. "Nisâ" kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına "Nisâ" denmiştir.

5-el-MÂİDE

Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine'de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuştur. 120 (yüzyirmi) âyettir. Buhârî ve Müslim'de, Hz. Ömer'den rivayet edildiğine göre "Bugün size dininizi ikmal ettim..." ifadesinin yer aldığı âyet Mekke'de, vedâ haccında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur. "Mâide" sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edilmişti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitapta ve özellikle hristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağlılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiºtir.

6-el-EN'ÂM

En'âm sûresi, 165 (yüzaltmışbeş) âyettir. 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin bazı âyetlerinde Arapların, kurban edilen hayvanlarla ilgili birtakım gelenekleri kınandığı için sûreye En'âm sûresi denmiştir. En'âm; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini bir arada ifade eden bir kelimedir.

7-el-A'RÂF

A'râf sûresi Mekke'de inmiş olup, 206 (ikiyüzaltı) âyettir. 46. ve 48. âyetlerde A'râf'ta yani cennet ve cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

8-el-ENFÂL

Enfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen "nefl" kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da "nefl" denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

9-et-TEVBE

Tevbe sûresi, 129 (yüzyirmidokuz) âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. 104. âyet tevbe ile ilgili olduğu için sûreye bu isim verilmiştir. Sûrenin bundan başka birçok ismi olup en meşhuru Berâe'dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi'nin devamı veya başlı başına bir sûre olup olmadığı hakkında ihtilâf olduğu için başında Besmele yazılmamıştır. Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir, hac emîri olarak tayin edilmiş ve müslümanlar hacca gönderilmişti. Bu sûre inince Resûlullah (s. a.) Allah'ın emirlerini hacdaki insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulaştığında Hz. Ebu Bekir, "Amir olarak mı geldin, yoksa memur olarak mı?" diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke'de hacılara tebliğ ile me'mûr olduğunu bildirdi. Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayağa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin başından 30 veya 40 âyet okuyarak dedi ki: "Dört şeyi tebliğe memurum: 1. Bu yıldan sonra Kâbe'ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak, 2. Hiç kimse çıplak olarak Kâbe'yi ziyâret etmeyecek, 3. Müminden başkası cennete girmeyecek, 4. Müşrik kabileler tarafından bozulmamış antlaşmalar, antlaşma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak."

 10-YÛNUS

Yunus sûresi, 109 (yüzdokuz) âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 98. âyette Hz. Yunus'un kavminden bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir. Mekke halkı, kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceğine inanamıyorlar ve: "Allah, Ebû Tâlib'in yetimi Muhammed'den başka bir peygamber bulamadı mı?" diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bunun üzerine bu sûre inmiştir.

11-HÛD

Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 50 - 60. âyetlerde Arabistan halkına gönderilmiş peygamberlerden biri olan Hûd (a. s.)'ın hayatından bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Yunus sûresinden sonra inmiş olup onun devamı niteliğindedir. İtikada ait esasları, Kur'an'ın mucize oluşunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayı ve Hz. Hûd'dan başka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şuayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.

12-YÛSUF

Yusuf suresi, 111 (yüzonbir) âyet olup 1,2 ve 3. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf Peygamber'den bahsedildiği için bu adı almıştır.

13-er-RA'D

Ra'd Sûresi, 43 (kırküç) âyet olup Mekke'de mi, Medine'de mi indiği hakkında ihtilaf vardır. Sûrenin muhtevası göz önüne alınırsa Mekke'de indiğini söyleyenlerin görüşü biraz daha ağırlık kazanır. Sûrenin onüçüncü âyetinde gök gürültüsü manasına gelen "er-Ra'd" kelimesi zikredildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

14-İBRÂHİM

İbrahim sûresi, 52 (elliiki) âyet olup 28 ve 29. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 35-41. âyetler Hz. İbrahim'in duasını ihtiva ettiği için sûreye bu ad verilmiştir.

15-el-HİCR

Hicr sûresi, 99 (doksandokuz) âyet olup 87'si Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Hicr, bir yer adıdır. 80-84. âyetlerde Hicr'den bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

16-en-NAHL

Nahl sûresi 128 (yüzyirmisekiz) âyet olup, son üç âyeti Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

17-el-İSRÂ

Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak 26, 32, 33 ve 57. âyetlerle 73 ilâ 80. âyetlerin Medine'de indiği rivayet edilmektedir. 111 (yüzonbir) âyettir. "İsrâ" kelimesi, geceleyin yürümek manasına gelir. Hz. Peygamber'in Mi'rac mucizesinin Mekke'den Kudüs'e kadar olan kısmı bu sûrede anlatıldığından, sûre "İsrâ" adını almıştır.

18-el-KEHF

Kehf sûresi 110 (yüzon) âyettir. Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak, 28. âyetin Medine'de nâzil olduğu rivayeti de vardır. Sûre bu adı, içinde söz konusu edilen ve "mağara arkadaşları" demek olan "Ashâb-ı Kehf"den almıştır.

19-MERYEM

Meryem sûresi, 98 (doksansekiz) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Bazı tefsircilere göre 58. âyet, bazılarına göre de 71. âyet Medine'de nâzil olmuştur. Bu sûre, diğer bahisler yanında, özellikle Hz. Meryem'den ve onun Hz. İsa'yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle "Meryem sûresi" adını almıştır.

20-TÂ-HÂ

135 (yüzotuzbeş) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Sûre, ismini, başındaki Tâ-Hâ harflerinden almıştır. Hz. Ömer'in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslâm tarihinin önemli bir hatıra sayfasıdır. Olay, kısaca şöyledir: İslâm'ın yaman bir düşmanı olan Hattâb oğlu Ömer, Resûlullah'ı öldürme vazifesini üstlenmiş ve bu iş için yola çıkmıştı. Ancak, yolda kız kardeşi Fatıma ile eniştesi Saîd'in müslüman olduğunu öğrenince, önce onların işini bitirmeye karar verdi. Tâ-Hâ sûresini okumakta olan karı-koca, Ömer'in geldiğini görünce Kur'an sayfalarını sakladılarsa da, Ömer onları duymuştu. Okuduklarını görmek istediğini söyledi. İnkâr etmeleri üzerine Saîd'e saldırdı. Kendisine mâni olmak isteyen Fatıma'yı tokatladı. Yüzlerinden kanlar akan Fatıma, cesarete gelerek müslüman olduklarını açıkça söyledi. Kardeşinin haline acıyan Ömer, bu sefer yumuşak bir sesle okuduklarını tekrar istedi. Tâ-Hâ sûresinin yazılı bulunduğu sayfaları okuyunca, Kur'an'ın mucizeli tesirinden nasibini alarak Resûlullah'ın huzuruna gitti ve müslüman oldu.

21-el-ENBİYÂ

Enbiyâ sûresi, 112 (yüzoniki) âyettir ve Mekke'de nâzil olmuştur. Başka konular yanında bilhassa bazı peygamberler ve onların kavimleriyle olan münasebetlerinden bahsettiği için Enbiyâ (Peygamberler) sûresi adını almıştır.

 

22-el-HACC

Sûre 78 (yetmişsekiz) âyettir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre 19. âyetten itibaren 6 âyet Medine'de, diğerleri Mekke'de nâzil olmuştur. Bu sûrede, hac farizasının daha önce Hz. İbrahim tarafından başlatıldığından ve Hz. Muhammed (s. a.) tarafından da devam ettirildiğinden bahsedildiği için sûreye "Hac sûresi" denilmiştir.

23-el-MÜ'MİNÛN

118 (yüzonsekiz) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Özellikle ilk âyetlerinde kurtuluşa eren müminlerin ibadetlerinden, ahlâki yaşayışlarından ve nâil olacakları uhrevî nimetlerden bahsedildiği için sûre "el-Mü'minûn" adını almıştır. Nitekim Abdullah b. Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s. a.), bu âyetlerin inzâlini müteakip, "Bana on âyet indi ki, durumu bunlara uyan cennete gidecektir" buyurdu ve bu sûrenin ilk on âyetini okudu.

24-en-NÛR

64 (altmışdört) âyetten ibaret olan sûrenin tamamı Medine'de nâzil olmuştur. "Nûr âyeti" diye bilinen 35. âyette Allah'ın, gökleri ve yeri aydınlatan nûrundan bahsedildiği için "Nûr sûresi" adını almıştır.

25-el-FURKAN

Bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur, sadece üç âyetinin (68, 69, 70) Medine'de nâzil olduğu hakkında bir rivayet vardır. 77 (yetmişyedi) âyettir. Sûre, adını ilk âyetinde geçen "el-furkan" kelimesinden alır. "Furkan", hakkı bâtıldan ayırdeden demektir ve Kur'an-ı Kerim'in isimlerindendir.

26-eş-ŞUARÂ

Mekke'de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet), Medine'de nâzil olmuştur. "Şuarâ", şairler demektir; 224. âyetinde şairlerden sözedildiği için, sûre bu ismi almıştır. Muhaliflerin Kur'an'a karşı ileri sürdükleri iddialarından biri de, onun bir şair tarafından meydana getirilmiş olduğu idi. İşte Kur'an, Hz. Peygamber'in irşadı ile daha önceki peygamberlerin irşadlarının özde birleştiğini ve Kur'an'ın bir şair eseri olmadığını isbat ederek, bu iddiayı çürütmekte ve reddetmektedir.

27-en-NEML

Bu sûre, Mekke'de nâzil olmuştur. 93 (doksanüç) âyettir. "Neml" karınca demektir. 18. âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu ismi almıştır.

28-el-KASAS

Bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur. 85. âyetinin hicret esnasında Mekke ile Medine arasında, 52 ilâ 55. âyetlerinin ise Medine'de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 88 (seksensekiz) âyettir. "Kasas", olaylar, hikâyeler demektir. İsmini 25. âyetinden almıştır. Sûrenin başlıca konularını, Hz. Musa'nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teºkil etmektedir.

29-el-ANKEBÛT

Mekke'de nâzil olan bu sûre 69 (altmışdokuz) âyettir. "Ankebût", örümcek demektir. 41. âyetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiği için sûre bu ismi almıştır.

30-er-RÛM

17. âyeti hariç, sûrenin tamamı Mekke'de nâzil olmuştur. 60 (altmış) âyettir. İranlılarla yapılan savaşta yenilmiş olan Rumların (Bizanslıların) tekrar galip gelecekleri anlatıldığından, sûreye bu isim verilmiştir.

31-LOKMAN

Mekke'de nâzil olmuºtur. 27, 28 ve 29. âyetlerinin Medine'de nâzil olduğu da rivayet edilmiştir. 34 (otuzdört) âyettir. Hz. Lokman'ın kıssasını anlattığı için bu adı almıştır.

32-es-SECDE

Adını 15. âyette geçen kelimeden alan bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur. 18, 19 ve 20. âyetlerinin Medine'de nâzil olduğu da rivayet edilmiºtir. 30 (otuz) âyettir.

33-el-AHZÂB

Medine'de nâzil olmuştur. 73 (yetmişüç) âyettir. "Ahzâb", "hizb"in çoğuludur. Topluluk, gurup, bölük, parti gibi manalara gelir. Her gün mutad olarak devam edilen dua demetine, Kur'an cüzünün dörtte birine de hizip denir. Bu sûrede, müslümanlara karşı savaşmak üzere birleşen Arap kabilelerinden bahsedildiği için, bu isim verilmiştir. (Rivayete göre, bir takım ileri gelen müşrikler "Uhud" savaşından sonra Medine'ye gelmişler, münafıkların lideri Abdullah b. Übeyy'in evine misafir olmuşlardı. Hz. Peygamber bunlara, kendisiyle görüşmek üzere emân vermişti. Bu görüşme esnasında Resûlullah'a: Sen bizim taptıklarımızı diline dolamaktan vazgeç, "onlar menfaat sağlayabilir, şefâat edebilir" de, biz de seni Rabbinle başbaşa bırakalım, dediler. Orada bulunan müslümanların canları sıkıldı, onları öldürmek istediler. Bunun üzerine, verilmiş olan emânın bozulması konusunda Allah'tan korkmalarını ve kâfirler ile münafıkların sözlerine boyun eğmemelerini, Resûlullah'ın şahsında müminlerden isteyen 1. âyet nâzil oldu.

 

34-SEBE'

Mekke'de nâzil olmuştur. 54 (ellidört) âyettir. Yalnız 6. âyeti Medine'de inmiştir. Sûre adını, Yemen'de bir bölge veya kabile ismi olan Sebe' kelimesinin geçtiği 15. âyetten alır.

35-FÂTIR

Mekke'de nâzil olmuştur, 45 (kırkbeş) âyettir.

36-YÂSÎN

Sûre, ismini iki harften ibaret olan ilk âyetten almıştır. Mekke'de inmiştir. 83 (seksenüç) âyettir. Sûreye isim olarak verilen "yâsîn"in, genellikle "Ey insan!" manasına geldiği kabul edilir. Bununla kasdedilen, Hz. Peygamber'dir. Yâsîn sûresi Kur'an'ın kalbi kabul edilmiş ve müslümanlar arasında ayrı bir önem kazanmıştır. Fazileti hakkında hadisler vardır.

37-es-SÂFFÂT

Adını, saf tutmuş meleklere işaret eden ilk âyetten alan ve kâinattaki güçlerden söz eden bu sûre, Mekke'de inmiştir. 182 (yüzsekseniki) âyettir. İlk üç âyette, saf tutmuş meleklere, bulutları sevk ve idare eden güce, zikri yapan dile yahut insana yemin edilerek Allah'ın bir olduğu gerçeği ortaya konmuştur.

38-SÂD

Kamer sûresinden sonra Mekke'de inmiştir 88 (seksensekiz) âyettir. İsmini birinci âyette yer alan Sâd harfinden alır.

39-ez-ZÜMER

Mekke'de nâzil olmuştur. 75 (yetmişbeş) âyettir. Yalnız 53 - 55. âyetler Medine'de inmiştir. Adını, 71 ve 73. âyetlerde geçen mümin ve kâfirlerin oluşturduğu topluluklar anlamına gelen "zümer" kelimesinden almıştır.

40-el-MÜ'MİN

Aynı zamanda Gâfir adını da taşıyan bu sûre, 85 (seksenbeş) âyettir. 56 ve 57. âyetleri Medine'de inmiştir. Adını, Firavun ailesinden inanan bir kişinin vasıflarının sayıldığı 28 - 45. âyetlerden alır.

41-FUSSILET

Adını, 3. âyette geçen "fussılet" kelimesinden almıştır. Secde, Hâ, Mîm ve Mesâbih adları ile de anılan bu sûre, Mekke'de inmiştir. 54 (ellidört) âyettir.

42-eş-ŞÛRÂ

Mekke'de nâzil olan bu sûre 53 (elliüç) âyettir. Yalnız 23 - 26. âyetleri Medine'de inmiştir. Adını 38. âyette geçen ve müslümanların, işlerini aralarında danışma ile yapmalarının gereğini bildiren Şurâ kelimesinden almıştır.

43-ez-ZUHRUF

Zuhruf, altın ve mücevher anamına gelir. Sûrede bunlardan söz edildiği ve Allah'ın insana sahip olduğu altın ve mücevherle değil, inanç ve davranışlarına göre değer verdiği anlatıldığı için sûre bu adla anılmıştır. Mekke'de inmiºtir ve 89 (seksendokuz) âyettir.

44-ed-DUHÂN

Mekke'de inen bu sûre 59 (ellidokuz) âyettir. Adını, onuncu âyette geçen ve duman manasına gelen "duhan" kelimesinden almıştır.

45-el-CÂSİYE

Mekke'de inmiştir. 37 (otuzyedi) âyettir. Adını, 28. âyette geçen ve kıyamette diz üstü çökenleri anlatan "câsiye"den almıştır. Bu sûreye şerîat ve dehr sûresi de denilmiºtir.

46-el-AHKAF

Âd kavminin yaşadığı bölgede rüzgârlar, "ahkaf" denen kum tepeleri meydana getiriyordu. İçinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum yığınlarından söz edildiğinden sûre Ahkaf adını almıştır; Mekke'de inmiştir; 35 (otuzbeş) âyettir.

47-MUHAMMED

Adını Peygamberimizin isminden alan bu sûreye aynı zamanda Kıtâl sûresi de denmiştir. Medine'de inmiştir, 38 (otuzsekiz) âyettir.

48-el-FETİH

İçinde İslâm'ın elde edeceği fetih, başarı ve zaferden bahsedildiği için Fetih adını alan bu sûre, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaşması dönüşünde Mekke ile Medine arasında inmiş ve Medine'de inen sûrelerden sayılmıştır; 29 (yirmidokuz) âyettir.

49-el-HUCURÂT

Bu sûrede müminlere bazı görgü kuralları, Peygamber'e ve birbirlerine karşı nasıl davranacakları öğretilmektedir. Medine'de inmiştir. 18 (onsekiz) âyettir. Adını, dördüncü âyetteki "odalar" anlamına gelen "hucurât" kelimesinden alır.

50-KAF

Mekke'de inmiştir. 45 (kırkbeş) âyettir. "Kaf" harfi ile başladığı için bu adı almıştır.

51-ez-ZÂRİYÂT

Mekke'de inmiştir. 60 (altmış) âyettir. İlk âyette geçen ve "rüzgârlar" anlamına gelen "zâriyât" kelimesi, sûrenin adı olmuştur.

52-et-TÛR

Mekke'de inmiştir. 49 (kırkdokuz) âyettir. Adını, birinci âyette geçen ve üzerinde Hz. Musa'ya Tevrat'ın indiği, böylece onun ilâhi hitaba mazhar olduğu Tûr dağından almıştır.

53-en-NECM

Mekke'de inmiştir. 62 (altmışiki) âyettir. Yalnız 32. âyeti Medine'de nâzil olmuştur.

54-el-KAMER

Ayın yarılması mucizesi bu sûrede anlatılır. Onun için bu adı almıştır. Mekke'de inmiºtir, 55 (ellibeº) âyettir.

55-er-RAHMÂN

Mekke'de inmiştir. 78 (yetmişsekiz) âyettir. İlk kelime olan "er-rahmân" sûreye ad olmuştur. Bu sûrede Allah'ın nimetleri sayılır. Bunlar sayılırken bütün şuurlu varlıklara hitaben "O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?" anlamına gelen ayet sık sık tekrar edilir.

56-el-VÂKIA

Mekke'de inmiştir: 96 (doksanaltı) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen ve kıyamet olayını ifade eden "vâkıa" kelimesinden almıştır.

57-el-HADÎD

Arapça'da demir anlamına gelen "hadid" kelimesiyle isimlenen ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı alan sûre Medine'de inmiştir. 29 (yirmidokuz) âyettir.

58-el-MÜCÂDELE

Medine'de inmiştir; 22 (yirmiiki) âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen "tecâdilü" kelimesinden alır.

59-el-HAªR

Medine'de inmiştir. 2 - 7. âyetlerinde yahudi kabilelerinden Nadîroğullarının sürülmeleri hakkında bilgi verdiği için bu adı almıştır. 24 (yirmidört) âyettir.

60-el-MÜMTEHINE

Adını, 10. âyette geçen "imtehınû" kelimesinden alan bu sûde Medine'de inmiºtir; 13 âyettir.

61-es-SAFF

Adını, müminlerin saf tutarak Allah yolunda savaştıklarını bildiren 4. âyetinden almıştır; Medine'de inmiştir; 14 (ondört) âyettir.

62-el-CUM'A

Adını, 9. âyetinde geçen "cum'a" kelimesinden alır. Medine'de inmiştir; 11 (onbir) âyettir.

63-el-MÜNÂFİKÛN

Medine'de inmiştir; 11 (onbir) âyettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır.

64-et-TEĞÂBÜN

Medine'de inmiştir; 18 (onsekiz) âyettir. Adını, dokuzuncu âyette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasına gelen "teğâbün" kelimesinden alır.

65-et-TALÂK

"Talâk", boşama anlamına gelir. Sûre boşama konusunu ihtiva ettiği için bu ismi almıştır; Medine'de inmiştir. 12 (oniki) âyettir.

66-et-TAHRÎM

Adını Hz. Peygamber'in bazı yiyecekleri kendisine yasakladığını anlatan birinci âyetten alır. Medine'de nâzil olmuştur, 12 (oniki) âyettir.

67-el-MÜLK

Mekke'de nâzil olmuştur; 30 (otuz) âyettir. Adını, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni'a, Vâkiye adları ile de anılır. Bu sûreyi her gece okuyanın, pek büyük sevaba nâil olacağına ve sûrenin faziletlerine dair hadisler vardır.

68-el-KALEM

Mekke'de nâzil olmuştur, 52 (elliiki) âyettir. "Nûn" sûresi diye de anılır. Adını ilk âyetindeki "kalem" kelimesinden alır.

69-el-HÂKKA

Mekke'de nâzil olan bu sûre, 52 (elliiki) âyettir. Adını, ilk âyetindeki "el-hâkka" kelimesinden almıştır. "Hâkka"ya değişik manalar verilmiştir. "Hak" kökünden geldiği için, hepsinde hak ve hakikat manası vardır. Daha çok "kıyamet" manası verilmektedir.

70-el-MEÂRİC

Mekke'de nâzil olan bu sûre, 44 (kırkdört) âyettir. Adını, üçüncü âyetindeki "el-meâric" kelimesinden almıştır. Meâric, "ma'rec"in çoğulu olup "yükselme dereceleri" demektir.

71-NÛH

Mekke'de nâzil olmuştur; 28 (yirmisekiz) âyettir Hz Nuh'un ilâhî elçi olarak gönderilişi ve mücadeleleri anlatıldığından sûre bu ismi almıştır

72-el-CİNN

Mekke'de nâzil olmuştur: 28 (yirmisekiz) âyettir Cinlerin Kur'an dinleyip hidayete geldikleri anlatıldığından, sûre bu ismi almıştır Hz Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz Hatice'yi kaybettikten sonra Tâif'e gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttırmış bulunuyorlardı işte Tâif dönüşünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem'e teselli veren bu sûre, yalnız insanların değil, cinlerin de Kur'an'a tâbi olduklarını bildiriyor, İslâm'ın muzafferiyetini müjdeliyordu

73-el-MÜZZEMMİL

Mekke'de nâzil olmuştur; 10, 11 ve 20 âyetlerinin Medine'de nâzil olduğu rivayet edilmiştir 20 (yirmi) âyettir Sûre, adını, ilk âyetindeki "el-müzzemmil" kelimesinden almıştır "Müzemmil" örtünüp bürünen demektir

74-el-MÜDDESSİR

Mekke'de nâzil olmuştur; 56 (ellialtı) âyettir Sûre, adını ilk âyetindeki "el-müddessir" kelimesinden almıştır "Müddessir", örtüsüne bürünen, sarınan demektir Hz Peygamber'e hitap eden ilk âyet, Müzzemmil sûresinden önce nâzil olmuştur

75-el-KIYÂME

Mekke'de nâzil olan bu sûre, 40 (kırk) âyettir Adını, ilk âyetinde geçen "el-kıyâme" kelimesinden almıştır

76-el-İNSÂN

Mekke'de veya Medine'de nâzil olduğuna dair rivayetler vardır; 31 (otuzbir) âyettir Adını ilk âyetinde geçen "el-insân" kelimesinden almıştır "Hel etâke", "ed-Dehr", "el-Ebrâr" ve "el-Emşâc" isimleri ile de anılır

77-el-MÜRSELÂT

Mekke'de inmiºtir 50 (elli) âyettir "Gönderilenler" anlamına gelen "el-mürselât" kelimesi ile başladığı için sûre bu adı almıştır Müfessirler, "gönderilenler"den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar, yahut peygamberler, yahut da Kur'an âyetleri olabileceğini belirtmişlerdir

78-en-NEBE'

Meâric'den sonra inmiştir; ilk Mekkî sûrelerden olup 40 (kırk) âyettir "Nebe' " haber demektir Kıyamet haberlerini ihtiva ettiği için bu ad verilmiştir

 

 

79-en-NÂZİ'ÂT

Nebe' sûresinden sonra Mekke'de inmiştir; 46 (kırkaltı) âyettir Adını, "söküp çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır Ana fikir olarak kıyameti konu edinir Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir

80-ABESE

Mekke'de inmiştir, 42 (kırkiki) âyettir Adını, "yüzünü ekşitti, buruşturdu" anlamına gelen ilk kelimesinden almıştır Bu sûrenin iniş sebebiyle ilgili olarak şöyle bir hadise nakledilmiştir: Efendimiz; Velîd, Ümeyye b Halef, Utbe b Rabîa gibi Kureyş'in ileri gelenlerine İslâm'ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah b Ümmü Mektum gelir ve "Yâ Resûlallah! Allah'ın sana öğrettiklerinden bana da öğret" der O esnada Resûlullah (a s) cevap vermez Çünkü Kureyş'in bu ileri gelen kimseleri, zaten kendilerine özel muamele edilmesini istiyorlardı Efendimiz onları gücendirmek istemedi Abdullah tekrar seslenince elinde olmayarak yüz hatları değişti Bu esnada onlar kalkıp gittiler Biraz sonra bu âyetler geldi Resûlullah'ın bazı davranışlarını tenkit ve onu ikaz mahiyetinde gelen bu ve benzeri âyetler, onun hak peygamber olduğuna en büyük delildir Zira hiç kimse kendisini bu ºekilde tenkit etmez

81-et-TEKVÎR

Mekke'de inmiştir, 29 (yirmidokuz) âyettir Sûrenin başında güneşin dürülmesinden söz edilmiş ve adını da buradan almıştır Sûrenin söz dizisinde, ihtiva ettiği konuya ilişkin anlamları yankılandıran ve güçlendiren mükemmel bir musikî taklit edilemez bir âhenk vardır

82-el-İNFİTÂR

Nâziât sûresinden sonra Mekke'de inmiştir 19 (ondokuz) âyettir Manası "yarılmaktır"tır Göğün yarılmasından söz ederek başladığı için bu adı almıştır Konusu ahiret âlemidir

83-el-MUTAFFİFÎN

Mekke'de inmiştir, 36 (otuzaltı) âyettir Ölçü ve tartılarında hile yapanları kötüleyerek başladığı için bu adı almıştır

84-el-İNŞİKAK

İnfitâr sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 25 (yirmibeş) âyettir Göğün yarılmasından söz ettiği için bu adı almıştır

85-el-BÜRÛC

Şems sûresinden sonra Mekke'de inmiştir; 22 (yirmiiki) âyettir "Bürûc", burc kelimesinin çoğuludur Sûrede burçları olan gökyüzüne, kıyamet gününe ve o güne tanıklık edecek olanlarla, yine o gün müşahede edilecek olaylara yemin edildikten sonra Yemen'de geçmiş bir olaya temas edilir: Yahudi Zûnuvas ve adamları, yahudiliği kabul etmeyen Necran hıristiyanlarını, Hendek içinde yakılmış bir ateşe atarak yakarlar ve yanmakta olan insanları seyrederler Bu şekilde işkence ile yakılıp öldürülen kimseler inançları uğrunda ölmüşlerdir

86-et-TÂRIK

Beled sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 17 (onyedi) âyettir Adını, 1 âyette geçen "târık" kelimesinden alır Târık, geceleyin gelen, şiddetlice vuran, kapı çalan demektir Sûrede geçen târık ise gece fazla ışık saçan yıldıza denir ki, bu, sabah yıldızıdır Mecâzî olarak da ünlü kişiye denir Bir edebî sanat olarak cahiliye devri geceye, o devirde gelen Hz Peygamber de geceyi aydınlatan ve sabahı müjdeleyen sabah yıldızına benzetilmiş olabilir

87-el-A'LÂ

Allah'ın "Yüce" anlamındaki adıyla başladığı için "el-A'lâ" denilen bu sûre 19 (ondokuz) âyet olup, Mekke'de inen ilk sûrelerdendir Cenab-ı Allah bu sûrede kâinatın esrarını, oluşunu, işleyişini özlü bir anlatımla ifade etmiştir

88-el-ĞÂŞİYE

Adını, ilk âyette geçen ve her şeyi saran, kaplayan, dehşeti her şeye ulaşan kıyamet günü anlamına gelen "ğâşiye" kelimesinden alır İlk gelen sûrelerden olup, Zâriyât sûresinden sonra Mekke'de inmiştir Bu sûrede kıyamet ve ahirete ait haberler vardır ayrıca Allah'ın varlığını anlamaya yardım edecek bazı kevnî deliller serdedilmiştir Hayatın bir plan ve program içinde akıp gittiği, bu akışın sonunda Allah'a varılacağı ve O'nun katında hesap verileceği anlatılır 26 (yirmialtı) âyettir

89-el-FECR

Fecr, tan yerinin ağarması ve şafak manasına gelir Fecr sûresi, Leyl sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 30 (otuz) âyettir Bu sûrede eski kavimlere ait kıssalar hatırlatılır İnsanoğlunun kötülüğe yönelmekte olduğu belirtilerek bunun kötü sonucu, dünya hayatından sonraki hayat ve oradaki durumlar kısaca anlatılır

90-el-BELED

Mekke'de Kaf sûresinden sonra inmiştir 20 (yirmi) âyettir Adını, ilk âyette geçen, Mekke'yi anlatan ve "şehir" anlamona gelen "beled" kelimesinden almaktadır Bu sûrede insanın yaratılışından, onun bazı davranışlarından, insana verilen üstün vasıflardan, o vasıfları iyiye kullanmayanın kötü âkıbetinden, iyiye kullananların da mutlu geleceklerinden söz edilir

 

91-eş-ŞEMS

Kadir sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 15 (onbeş) âyettir Adını, sûrenin ilk kelimesi olan ve "güneş" anlamına gelen "şems"ten alır Bu sûrede insanın yaratılışında var olan iki özellik ele alınır: İyilik ve kötülük İnsanın yaratılışında, iyi olmak da kötü olmak da kabiliyet olarak vardır

92-el-LEYL

Geceye yeminle başladığı için "Leyl" denilmiştir Mekke'de inmiştir, 21 (yirmibir) âyettir Bu sûrede insanoğlunun iki zıt davranışından, cömertlik ve cimrilikten bahsedilir İmanlı olmakla cömertlik, imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir

93-ed-DUHÂ

Duhâ, kuşluk vakti demektir Sûre, adını ilk ayette geçen bu kelimeden alır Fecr sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 11 (onbir) âyettir Sûrede âhir zaman Peygamberinin hususiyetlerinden biri yani yetim oluşu ele alınır ve kendisi teselli edilir

94-el-İNŞİRÂH

"İnşirâh" açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir Duhâ sûresinden sonra Mekke'de inmiştir 8 (sekiz) âyettir Bu sûrede Peygamberimizin, çocukluğunda risalete hazırlamak üzere kalbinnin açılıp arıtılmasından söz edilmektedir Ayrıca, onun getirdiği dindeki kolaylıklara dikkat çekilerek Allah'a ºükretmeye teºvik edilmektedir

95-et-TÎN

"Tîn", dağ adı veya incir demektir Bürûc sûresinden sonra Mekke'de inmiºtir, 8 (sekiz) âyettir

96-el-ALAK

Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder Bu sûreye "İkra' sûresi" de denir Mekke'de inmiştir; 19 âyettir İlk 5 âyeti, Kur'an'ın ilk inen âyetleridir Bu sûrede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah'ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba dûçar olacağı anlatılır

97-el-KADR

Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır Abese sûresinden sonra Mekke'de inmiştir 5 (beş) âyettir Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne iniºinden bahsedilir

98-el-BEYYİNE

Açık delil manasına gelen ve birinci âyette geçen "beyyine" kelimesi sûreye ad olmuştur Talâk sûresinden sonra Medine'de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir Bu sûrede kâfirlerden ve müşriklerden söz edilmiş, onların bazı davranışları anlatılmış, inanan ve iyi işler yapanların kurtuluşa ereceği ifade edilmiºtir

99-ez-ZİLZÂL

Deprem demek olan "zilzâl", sûrenin ilk âyetinde geçer Nisâ sûresinden sonra Medine'de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir Kıyametin kopmasından, insanların yeniden dirilip hesap vermelerinden, herkesin -iyi ya da kötü- ettiğini bulacağından bahseder

100-el-ÂDİYÂT

Âdiyât, koşan atlar demektir Asr sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 11 (onbir) âyettir Bu sûrede insanoğlunun nankörlüğünden, kıyamet günü ortaya çıkacak acıklı durumdan söz edilir

101-el-KÂRİA

Kâria, kapı çalan demektir ve kıyamet kasdedilmiştir Kureyş sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 11 (onbir) âyettir Bu sûrede, kıyametin kopuşunda meydana gelecek olaylardan ve insanın âkıbetinden söz edilmiştir

102-et-TEKÂSÜR

Tekâsür, çokluk yarışı ve çoklukla övünmek demektir Kevser sûresinden sonra Mekke'de inmiştir 8 (sekiz) âyettir Cahiliye Arapları, mal, evlât ve akrabalarının çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususta yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de isbat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının çokluğuyla övünürlerdi Sûrede onların bu tutumu eleştirilmekte ve gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir

103-el-ASR

Asr, yüzyıl, ikindi vakti ve meyvenin suyunu çıkarmak gibi manalara gelir "Asr"a yemin ile söze başladığı için bu adı almıştır İnşirâh sûresinden sonra Mekke'de inmiştir 3 (üç) âyettir Sûrede kurtuluşun imana, iyi işler yapmaya hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlı olduğu anlatılmıştır

 

104-el-HÜMEZE

Hümeze, birini arkasından çekiştirmek, onunla alay etmek, kırmak ve incitmek manalarına gelir Kıyamet sûresinden sonra Mekke'de inmiºtir, 9 (dokuz) âyettir

105-el-FÎL

Kâbe'yi yıkmak isteyen Ebrehe'nin fillerle hücumunu konu edindiği için bu adı almıştır Kâfirûn sûresinden sonra Mekke'de inmiºtir, 5 (beº) âyettir

106-KUREYŞ

Kureyş'e cahiliye devrinde verilen bazı imtiyazlardan bahsettiği için bu adı almıştır Tîn sûresinden sonra Mekke'de inmiºtir, 4 (dört) âyettir

107-el-MÂÛN

Mâûn, zekât vermek yahut bir şeyi geçici olarak kullanması için birine vermek şeklinde yardım demektir Âlimlerin çoğuna göre tamamı Mekke'de inmiştir, 7 (yedi) âyettir Dini yalanlayan, iyilikten uzak duran kimseler hakkında inmiştir

108-el-KEVSER

Kevser, çok nimet demektir; ayrıca cennette bir havuzun da adıdır Âdiyât sûresinden sonra Mekke'de inen bu sûre 3 (üç) âyettir Erkek çocukları yaşamadığı için Peygamberimize müşrikler, nesli kesik manasına "ebter" dediler Sûrede buna cevap verilmiştir

109-el-KÂFİRÛN

Kâfirlerden söz ettiği için bu adı almıştır Mâûn sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 6 (altı) âyettir

110-en-NASR

Nasr, yardım demektir Sûrede Allah'ın Hz Peygamber'e yardım ederek fetihlere kavuşturduğu ifade edildiği için bu adı almıştır.  Bu sûre, Mekke'nin fethi sırasında inmiş olmakla beraber Medine devrinde yani hicretten sonra indiği için medenî (Medine'de inen) sûrelerdendir.  3 (üç) âyettir İslâm zaferini haber verir İbn Ömer'den gelen rivayete göre bu sûre indikten sonra Peygamberimiz seksen gün yaşamıştır .

111-TEBBET

Tebbet, "kurusun" manasına bedduadır Ebu Leheb hakkında inmiştir Zira o, eziyet etmek kasdıyla Resûlullah'ın yoluna gizlice diken koymuş, bu işte kendisine karısı da yardım etmişti Sûre, "Mesed sûresi" diye de anılır Fâtiha sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 5 (beş) âyettir (Bir rivayete göre Şuarâ sûresinin 124 âyeti gereğince Efendimiz yakın akrabasını çağırarak, onları İslâm'a dâvet etmişti Amcası Ebû Leheb galiz sözler sarfederek, "Bizi bunun için mi çağırdın?" demişti Bunun üzerine bu sûre indi)

112-el-İHLÂS

İhlâs, samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak, esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak anlamındadır Mekke'de inmiştir, 4 (dört) âyettir İslâm'ın tevhid akîdesinin en özlü ve anlamlı ifadesidir

113-el-FELAK

Felak, sabah manasına geldiği gibi yarmak manasına da gelir Bunndan sonra gelen Nâs sûresiyle birlikte ikisine "iki koruyucu" anlamında "muavvizeteyn" denir Bu sûrelerin şifa maksadıyla okunduğuna dair hadisler vardır Medine'de inmiştir 5 (beº) âyettir

114-en-NÂS

Nâs, insanlar demektir Medine'de inmiştir, 6 (altı) âyettir

Kuranı Kerimin Diğer İsimleri ve Vasıfları

Kur’an-ı Kerim’in çeşitli isimleri vardır. Bunlar arasında en çok kullanılanı Kur’an’dır. Ona verilen bu çeşitli isimler Kur’an’da pek çok yerde geçmektedir. Bunlardan bazısı isim, bazısı da sıfat olarak kullanılmaktadır. Bu mukaddes kitabın isim veya vasıf olarak 90 küsür isminin olduğu söylenmişse de Zerkeşi Kur’an isimlerinin 55 olduğunu nakletmiştir.[71] En meşhurları şunlardır:

1) El-Kitab: Kalemlerle tedvin edildiği için bu adı almıştır. Bu kelime Kur’an’da 230 yerde geçmektedir. İslâm hukukunda Kur'ân için daha çok "Kitap" ismi kullanılır. Birçok âyette "el-Kitâb" kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm anlamında kullanıldığı görülür.

“Elif Lam Mim. Kendisinde şüphe olmayan bu kitap muttakiler için bir hidayettir.” (Bakara: 2/1-2)

2) El-Furkan: Bu kelime ayırmak anlamında bir mastardır. Kur’an, hak ile batılı, helal ile haramı tam anlamıyla ayırdığı için bu isimle adlandırılmıştır.

“Alemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı indiren ne yücedir.” (Furkan: 25/1)

3) Ez-Zikr: Anmak ve hatırlamak anlamına gelen bu kelime, Allah’ı andırıp, tanıttığı ve unutmamak üzere hatırlattığı için Kur’an’ın ismi olmuştur. Anmak; kalple, dille ve amelle olur.

“Hiç şüphesiz Zikr’i biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.” (Hicr: 15/9)

4) Et-Tenzil: Allah katından indirildiği için bu isim verilmiştir.

“Gerçekten o, alemlerin Rabbinin indirmesidir.” (Şuara: 26/192)

Allah, Kur’an’ı birçok vasıflarla vasıflandırmıştır. Her adlandırma veya vasıflandırma, Kur’an’ın manalarından bir manaya göredir:

5-8) El-Huda (Hidayet), Er-Rahmet, Eş-Şifa, El-Mev’ıza (Öğüt):

“Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.” (el-Bakara, 2/2)

“Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet geldi.” (Yunus: 10/57)

9) En-Nûr:

“Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nûr indirdik." (Nisa: 4/174)

10) El-Mubarek:

“İşte bu da bizim indirdiğimiz bir Kitab. Mubarek ve kendinden önceki kitapları tasdik edicidir.”

 11) El-Mubin (Apaçık):

“Gerçekten size Allah’tan bir nûr, apaçık bir kitap geldi.” (Maide: 5/15)

12) El-Büşra (Müjde):

“Gerçekten onu, Allah’ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü’minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O’dur.” (Bakara: 2/97)

13) El-Azîz (Kıymetli-Yüce):

“Şüphesiz, kendilerine zikir gelince onu inkâr edenler; oysa o, azîz bir kitaptır.” (Fussilet: 41/41)

14) El-Mecid (Şerefli-Üstün):

“Hayır; o, şerefli-üstün olan bir Kur’an’dır.” (Buruc: 85/21)

 

15) El-Beşir en-Nezir (Müjdeleyici-Korkutucu):

“Bilen bir kavim için, müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere, ayetleri fasıllar halinde açıklanmış Arapça bir Kur’an’dır.” (Fussilet: 41/3-4)[72]

16) er-Ruh:

“Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yönelip-iletiyorsun.” (eş-Şûrâ, 42/52)

17) eş-Şifâ:

“Kur’an’dan mü’minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını artırmaz.” (el-İsrâ, 17/82)

18) el-Mesânî:

“Allah, müteşabih, ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu Allah’ın yoll göstermesidir, onunla dilediğini hidaye erdirir. Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.” (ez-Zümer, 39/23)

19) Ümmü'l-Kitab:

“Ha, Mim. Apaçık Kitab’a andolsun; Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık.” (ez-Zuhruf, 43/1-4)[73]

Kur’an-ı Kerim’e bunlardan başka isim ve vasıflar da verilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

“El-Müheymin, El-Hakk, El-Hakîm, El-Burhan, El-Vahy, El-Beyân, El-Belâğ, Et-Tezkire, El-Urvetü’l-Vüskâ, El-Fasl, El-Adl, es-Sıdk, el-Kasas, Kelâmullah, Hablullah, Ahsenu’l-hadis, el-Kayyim, Ümmü’l-Kitab.”

Mü’minûn Suresi’nin Fazilet ve Esrarı

1.Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim Müminun Suresini okumaya devam ederse, ölüm anında melekler, o kimseye cennetlerle onu müjdeler." (1)

2.Abdullah ibni Abbâs (Radıyallahü Anhüma)’dan rivayetle, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Bana on âyet indi ki, kim hakkını vererek (hükmünü yerine getirerek yaşayarak) onları okursa, Cennete girer: Bu, Müminun Suresinin ilk on ayetidir." (2)

Mü’minûn Suresi’nin Sırları Hakkında Rivayetler

1.Bu sureyi okuyan kimseler, imani ve itikadi yönden düzelir, imanın kemaline erer.

2.İbni Kuteybe (Rahimehullah) şöyle bir rivayette bulunmuştur. "Bir adama deri hastalığı isabet etmiş, cildi soyulmuştu. Her türlü ilacı denediyse de bir derman bulamadı. Sonra derdine derman ümidiyle bir kafileye katılarak Hicaz’a doğru yola çıktı. Hastalığı şiddetlenince Küfe’ye yakın bir yerde kafile-den ayrıldı. Hz. Ali (Radıyallahü Anh)’nin medfün bulunduğu söylenen Meşhed’e gelip orada geceledi. O gece rüyasında Hz. Ali (radıyallahü Anh)’yi gördü. Ona:

-"Ya Ali (Radıyallahü Anh)! Görmüyor musun bana ne oldu! Bana şifa olacak şeyi şöyle!" dedi Hazreti Ali (Radıyallahü Anh) o adama Müminun suresinin 14.

ayetini okudu. Adam sabah uyanınca Cilt Hastalığının tamamen iyileştiğini, cildinin gayet güzel bir hal aldığıunı hayretle müşahede etti. Ayeti :Kerime derhal tesirini göstermişti.

Not: Bu ayeti kerime sedef ve her türlü cilt hastalığına tam bir iman ile yedi gün yedişer defa okunmalıdır.

3.Yalancılara karşı İlahi yardıma kavuşmak isteyen kişi, Müminun suresinin 26. ayetini okumalıdır.

4.Yolculuğunu selametle geçirmek isteyen kişi, ulaşım aracından inerken Müminun suresinin 29. ayetini okumalıdır.

5.Kötülük yapmasından korkulan bir kişinin yanına girmeden önce Müminun suresinin 93-94 ayetleri okunursa, o korktuğundan emin olur.

6.Belalardan emin olmak ve şeytandan korunmak için Müminun suresinin 97-98. ayetlerini okumak lazımdır.

İmam Şafii (Rahimehullah) Mısır’a ulaşınca, insanlar onu çok güzel bir şekilde karşıladılar. Herkes İmam Şafii’yi misafir etmek istiyordu. Halifenin adamlarından biri yanına gelerek ona kendisiyle halifeye kadar gelmesini söyledi. İmam Şafii (Rahimehullah) o askeri takip ederek saraya kadar geldi. Saraya girince Müminun suresinin 97-98. ayetlerini okudu. İmam Şafii Hazretleri bu ayeti okuyunca, ayet derhal tesirini gösterdi ve hakkında kötü düşünen halife onu ayakta karşıladı. Onu meclisinde en iyi yere oturttu. Ayrıca ona bir hediye de sundu.

7.Muhammed bin İbrahim (Radıyallahü Anhüma)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir savaş müfrezesinde bize görev verdi ve sabah-akşam (Müminun suresinin 115-118)ayetlerini okumamızı bize emretti. Biz bu ayet-i kerimeyi okuduk da ganimet elde ettik ve selamet bulduk.(3)

8.Abdullah ibni Mesud (Radıyallahü Anh)’a kulağından şikayeti olan bir kimse getirildi. O kimseye Müminun suresinin 115. ayetinden sonuna kadar sureyi okuyarak kulağına nefes etti. O kişi de derdinden kurtuldu. Bu olay Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e intikal edince buyurdu ki:

"Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, bir kimse yakinen inanarak bu ayeti celileleri bir dağ üzerine okumuş olsaydı, dağ yerinden oynardı."(4)

9.Bunalıma düşen, sinir hastası olan veya sarta hastalığına tutulan veya cinlenmiş kişilerin kulaklarına Müminun Suresinin 115 ve 116 ayetleri okunursa, Allah’ın izniyle şifa olur. Şayet bu hastalıklar geçmezse, 21 gün 21 kere okunur.



Ogder Erzurum Subesi Ayazpasa Mah. Gurcukapi is Merkezi Gurcukapi Camii Karsisi Kat : 7 Yakutiye/Erzurum
Her hakki saklidir. 2012 -  Yazilim: Ogder Erzurum